|
TCMB'nin bilançosu ile bir ticari bankanın bilançosu arasındaki farklar ve benzerlikler nelerdir?
TCMB bilançosunu, ticari banka bilançolarından ayıran temel özellikler aşağıda belirtilmiştir.
1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Kanunu’nun 4 üncü maddesi ile Türkiye’de banknot ihraç etme yetkisi sadece Merkez Bankası’na verilmiş olup, tedavüle çıkartılan banknotlar TCMB Bilançosu’nun pasifinde yer alan “Tedavüldeki Banknotlar” kaleminde izlenmektedir.
1211 sayılı TCMB Kanunu’nun 41 inci maddesi ile, Bankamıza Hükümetin haznedarlığı görevi verilmiş olup, Türkiye’nin 1947 yılından beri üyesi olduğu Uluslararası Para Fonu (IMF) ile ilişkiler açısından, mali ajan Hazine Müsteşarlığı, muhafaza kurumu ise Merkez Bankası olarak belirlenmiştir.
Bu çerçevede, Türkiye’nin IMF’e üyeliğinden doğan mali ilişkiler (varlık ve yükümlülüklerimiz) sadece TCMB bilançosunda yer almaktadır.
1211 sayılı TCMB Kanunu’nun 61 inci maddesi gereğince, Türk lirası değerinin değişmesi nedeniyle Bankanın aktif ve pasifindeki altın ve dövizlerin yeniden değerlendirilmesi sonucu oluşan gerçekleşmemiş gelir ve giderler TCMB bilançosunun aktif ve pasifinde “Değerleme Hesabı” kalemlerinde izlenmekte olup, gerçekleşmemiş giderler bilançonun aktifinde, gerçekleşmemiş gelirler ise pasifinde gösterilmektedir. Bu gelir ve giderlerin gerçekleşmesi halinde, gerçekleşen tutarlar kar ve zarar hesaplarına aktarılmaktadır. Ticari bankalarda ise gerçekleşmemiş gelir ve giderler doğrudan kar ve zarar hesaplarına aktarılmaktadır.
** Bankamız bilanço kalemleri ile ilgili detaylı bilgilere Bankamızın web sitesindeki (www.tcmb.gov.tr) “Yayınlar/Süreli Yayınlar/Yıllık Rapor” menüsünden ulaşılabilmektedir.
TCMB karının ne kadarı Hazine'ye devrediliyor? Bu işlem anonim şirket. Kâr dağıtım kurallarına göre mi yapılıyor?
TCMB kârı, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 60’ıncı maddesine göre dağıtılmakta olup, Bankanın yıllık safi kârı, aşağıdaki şekilde dağıtılmaktadır:
% 20’si ihtiyat akçesine,
Hisse senetlerinin nominal değerleri üzerinden, % 6 oranında ilk kar hissesi olarak hissedarlara,
Yukarıdaki yüzdeler tutarının düşürülmesinden sonra kalan miktarın en çok % 5’i, iki aylık maaş tutarını geçmemek üzere Banka mensuplarına ve % 10’u fevkalade ihtiyat akçesine,
Hisse senetlerinin nominal değerleri üzerinden Genel Kurul kararıyla en çok % 6 nispetinde ikinci kâr hissesi olarak hissedarlara.
Bu dağıtımdan sonra kalan bakiye Hazineye verilir.
Bankamız Kanunu’nun yukarıdaki hükümlerinin yanı sıra, Banka kârından ödenecek yasal vergiler de (Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi ve Fon Payı) düşülerek kalan tutar Genel Kurul onayını müteakip Hazine’ye aktarılmaktadır.
Karın dağıtımı ile ilgili detaylı bilgilere Bankamızın web sitesindeki (www.tcmb.gov.tr) “Yayınlar/Süreli Yayınlar/Yıllık Rapor” menüsünden ulaşılabilmektedir.
EFT ve EMKT öncesi işlemler ne şekilde yürütülüyordu?
EFT sistemi bankalararası ödemelerin elektronik ortamda kaydi olarak gerçekleştirilmesini sağlayan bir platform sağlamaktadır. EFT sisteminde bankalararasında yapılan bir ödeme işleminde ödeyen bankanın EFT hesabı borçlandırılmakta ve alan bankanın EFT hesabı alacaklandırılmaktadır. Bu işlem gerçek zamanlı olarak, anında ve geri dönülemez bir şekilde gerçekleştirilmektedir.
1992 yılında EFT sistemi kurulmadan önce bankalararası ödeme işlemleri, bankaların TCMB Şubeleri nezdinde bulunan mevduat hesapları arasında, bankaların vermiş oldukları ödeme talimatlarına istinaden, virman yapılarak gerçekleştirilmekteydi.
2000 yılında işletime alınan EMKT sistemi ise bankalararasında yapılan Devlet İç Borçlanma Senetlerine ilişkin işlemlerin elektronik ortamda kaydi olarak EMKT merkezinde tutulan depo hesapları aracılığı ile gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Bu sistem, aynı zamanda DİBS’lerin kaydi ortamda takip edilmesine imkan vermektedir. EMKT sisteminin, EFT sistemi ile olan gerçek zamanlı bağlantısı nedeniyle, DİBS alımı ve satımı ile karşılığı olan fon aktarımları eş zamanlı olarak “ödeme karşılığı teslimat” prensibi çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.
EMKT Sistemi işletime alınmadan önce, Devlet İç Borçlanma Senetlerine ilişkin işlemler bankaların TCMB İstanbul Şubesi nezdinde tutulan depo hesapları aracılığıyla gerçekleştirilmekteydi. DİBS’lere ilişkin, bankaların kendi depoları arasında aktarım ve bankalararası depo aktarımı işlemleri, bankaların talimatlarına istinaden İstanbul Şubesi tarafından yerine getirilmekteydi. Bu işlemlerin karşılığı fon aktarımları mevcut ise, söz konusu fon aktarımları için bankaların TCMB şubeleri nezdindeki mevduat hesapları arasında virman yapılmaktaydı. 1992 yılında EFT Sisteminin işletime alınması ile fon aktarımları EFT sistemi aracılığıyla gerçekleştirilmeye başlanmıştır.
EFT ve EMKT sistemlerinin işleyişine ilişkin daha detaylı açıklamalara http://eft.tcmb.gov.tr adresinden erişilebilir.
TCMB tarafından Hazineye kullandırılan kısa vadeli avans uygulaması neden kaldırıldı?
Hazine’nin finansman ihtiyacını Merkez Bankası’ndan kısa vadeli avans imkanı kullanarak karşılaması, Merkez Bankası’nın karşılıksız para basması anlamına gelmekte olup, enflasyonist baskıları artırarak uzun vadede ekonomik istikrara zarar veren bir uygulamadır. Bu nedenle, Merkez Bankası’nın temel görevi olan fiyat istikrarını sağlamak ve bu doğrultuda para politikalarını bağımsız olarak yürütebilmek prensibi ile çelişen bu uygulama, 1994 yılından başlayarak kademeli olarak sınırlandırılmış, 25.04.2001 tarihli Merkez Bankası Kanunu ile yürürlükten tamamen kaldırılmıştır.
Sabit ve esnek döviz kuru sistemlerinin avantajları ve dezavantajları nelerdir? Tercih edilirken temelde baz alınan nedir?
Genel olarak döviz kur sistemleri incelendiğinde bir uçta sabit diğer uçta da serbest dalgalı kur sistemi, arada ise sabit ve serbest dalgalı kur sistemlerinin bileşimi olan pek çok değişik kur sisteminin olduğu görülmektedir. Kur sistemleri esnek sistemlerden sabit sistemlere doğru sıralandığında; serbest dalgalı kur, yönetimli dalgalı kur, sürünen parite, sabit ayarlanabilir kur, para kurulu ve tam dolarizasyon şeklinde genel bir sıralama yapılabilir. Her döviz kuru sisteminin kendine özgü avantaj ve dezavantajları olup, hiçbir kur sisteminin bir diğerine tam bir üstünlüğünden söz etmek mümkün değildir. Herhangi bir ülkede başarılı olmuş bir döviz kuru sisteminin bir başka ülkede de başarılı sonuçlar vereceğini beklemek de anlamlı olmayıp, kur sistemlerinin her ülkenin içinde bulunduğu makro ekonomik koşullar içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Uygulanacak kur sisteminin seçimi ülke ekonomisinin büyüklüğü, coğrafi konumu, üretim çeşitliliği, dışa açıklık düzeyi, enflasyon oranı, politik belirsizlik, dış şoklara karşı kırılganlık düzeyi, dolarizasyon (para ve aktif ikamesi), rezerv yeterliliği, türev piyasaların gelişmişlik düzeyi gibi birçok kritere bağlıdır. Ancak ülkelerin kendine özgü koşullarından bağımsız olarak, tüm ekonomilerde teoride “imkansız üçleme” hipotezinin geçerli olduğu söylenebilir. Bu hipoteze göre, bir ekonomi aynı anda döviz kuru istikrarı, bağımsız para politikası ve finansal serbestiyi hedefleyemez. Bir başka deyişle, dışa açık bir ekonomide hem bağımsız bir para politikası uygulamak, hem de esnek olmayan bir kur sistemini sürdürmek mümkün değildir. Dışa açık ekonomilerde, merkez bankalarının parasal hedefler ya da kur hedefleri arasında bir tercih yapması gerekir.
Kur sisteminin seçimi kredibilite ve esneklik arasında da bir tercihe dayanmaktadır. Esnek kur sistemleri içsel ve dışsal şokların gerektirdiği ayarlamaları döviz kurlarına yansıttığından parasal büyüklükler yabancı sermaye hareketlerinin etkisine maruz kalmamakta ve merkez bankaları bağımsız para politikası uygulama olanağı bulmaktadır. Ancak bu esneklik karşılığında merkez bankaları kredibilite kaybına uğrayabilmektedir. Buna karşılık, sabit kur sistemlerinin esnekliği azaltmakla birlikte daha yüksek bir kredibilite sağladığı kabul edilmektedir.
Esnek kur sistemleri döviz piyasalarının şeffaf ve verimli çalıştığı varsayımına göre serbest olarak belirlenen kurların temel ekonomik değişkenlerdeki gelişmeleri yansıtması ilkesine dayanmaktadır. Bu sistemlerde para politikası bağımsız olarak belirlenmekte ve döviz kurları uygulanan politikaların sonuçlarını yansıtmaktadır.
Sabit kur sistemleri ise, döviz kurunun belirlenen başka bir ülke parası ya da birkaç ülke parasından oluşan bir sepet değerine sabitlenmesi ve döviz kurlarının değişim oranının söz konusu ülke paralarının değişim oranına bağlanması olarak tanımlanabilir. Sabit kur sistemleri döviz kurlarının çapa olarak kullanılmasıyla parasal bir disiplin sağlamaktadır.
Sabit döviz kuru sistemlerinin avantajları:
Sabit kur sistemleri, kurlar sabit olarak tutulabildiği ya da sabit tutulabileceğine olan güven azalmadığı sürece, ekonomik birimlere geleceğe dönük olarak planlama ve fiyatlama yapma olanağı tanımakta ve böylelikle yatırım ve ticaret hacminin genişlemesine yardımcı olmaktadır.
Sabit kur sistemlerinde ekonomik birimler geleceğe yönelik ücret ve fiyatları beklenen kur artış oranına uygun olacak şekilde belirleyerek, enflasyonun düşürülmesine yardımcı olabilirler.
Sabit kur sistemleri merkez bankalarına döviz kurlarını kendi belirlediği denge seviyesinde tutma imkanı tanımaktadır.
Finansal araçların ya da piyasaların esnek bir döviz kuru sistemini uygulamaya imkan verecek kadar gelişmediği ülkelerde, para politikası uygulamalarına disiplin getireceğinden sabit kur sistemleri uygulamak tercih edilebilir.
Sabit döviz kuru sistemlerinin dezavantajları:
Sabit döviz kuru sistemi para politikasına kısıtlar koymaktadır. Uygulanan para politikası döviz kurunun sabitlendiği ülkenin uyguladığı para politikası ile çelişmesi ve parasal hedeflerde sapmalar meydana gelmesi durumunda ortaya çıkacak istenmeyen sermaye hareketleri, merkez bankası müdahalelerini zorunlu kılabilir. Sermaye girişleri enflasyon üzerinde baskı yaratabilir, sermaye çıkışları ise rezervlerde erimeye neden olabilir.
Merkez bankası müdahalelerinin likidite üzerindeki olumsuz etkilerini dengelemek üzere ters taraflı sterilizasyon işlemleri yapması gerekebilir ve bu işlemler merkez bankalarına ek maliyetler yükler.
Sabit kur sistemleri para otoritesinin kredibilitesinde bir azalma olması durumunda spekülatif ataklara açık hale gelmektedir. Bu nedenle, merkez bankalarının spekülatif atakları caydırabilmek için yüksek düzeyde rezerv bulundurmaları gerekmektedir.
Sabit kur sistemlerinde merkez bankalarınca belirlenen döviz kurunun denge seviyesi olup olmadığını ve denge kurunu merkez bankasının piyasadan daha iyi belirleyip belirleyemeyeceğini kesin olarak söylemek mümkün değildir.
Sabit kur sistemlerinde döviz kurları nominal olarak sabit kalsa da önemli bir gösterge ve hatta kimi zaman hedef olabilen reel kurlar değişebilmektedir.
Dış şoklar döviz kurlarına yansımamakta, etkisini işsizlik ve ekonomik faaliyetlerdeki değişikliklerle göstermektedir.
Esnek döviz kuru sistemlerinin avantajları:
Döviz kuru piyasada serbestçe belirlenmekte, mal ve varlık piyasalarında gerçekleşen ya da beklenen arz-talep değişimleri döviz kuruna yansımaktadır.
Piyasaların tam etkin çalıştığı kabul edilirse, esnek kur sistemlerinde piyasada fiyat dengesizlikleri oluşması mümkün olmadığından spekülatif hareketlerle kâr elde edilmesi imkanı da ortadan kalkmaktadır.
Esnek kur sistemleri içsel ve dışsal şokların gerektirdiği ayarlamaları döviz kurlarına yansıttığından parasal büyüklükler yabancı sermaye hareketlerinin etkisine maruz kalmamakta ve merkez bankaları bağımsız para politikası uygulama olanağı bulmaktadır.
Döviz arz ve talebi piyasa tarafından dengelendiğinden merkez bankası müdahaleleri de en aza indirgenmektedir.
Esnek döviz kuru sistemlerinin dezavantajları:
Döviz kurlarının gelecekteki değerine ilişkin belirsizlikler ekonomik birimlerin geleceğe ilişkin planlama ve fiyatlamalarını sağlıklı olarak yapabilmelerini zorlaştırmaktadır.
Döviz kuru belirsizliklerine karşı türev işlemler aracılığıyla korunma sağlamak mümkün olsa da bu tür sigorta işlemleri maliyetleri artırmaktadır.
Döviz piyasaları nadiren verimli çalıştığından döviz kurları geçici de olsa dönemsel dengesizlikler gösterebilmekte ve bu durumda spekülatif kâr olanakları doğabilmektedir.
Ayrıca, yüksek nominal ve reel döviz kuru dalgalanmaları yanlış bir kaynak dağılımına sebep olabilmektedir.
Dalgalı kur nedir?
Döviz kuru sistemlerinin en esnek olanı, kurların hiçbir müdahale olmadan tamamen piyasada arz ve talebe göre belirlendiği serbest dalgalı kur sistemidir. Serbest dalgalı kur sistemlerinde döviz kurları uygulanan para politikasının bir politika aracı olmayıp, ekonomik gelişmelerin, uygulanan programın ve bekleyişlerin bir sonucu olarak piyasada belirlenmektedir.
Teorik olarak uygulaması mümkün gibi görünse de pratikte merkez bankaları dalgalı kur sistemlerinde de aşırı dalgalanmaları önlemek gibi amaçlar doğrultusunda zaman zaman müdahale etme gereği duymaktadırlar.
TCMB'nin Hazine ile temel ilişkisi nedir?
Merkez Bankası Kanunu’nun 41. Maddesi uyarınca TCMB, Hükümetin mali ajanı sıfatı ile Hazine adına devlet iç borçlanma senetlerinin mali servisini yapmaktadır. Bu çerçevede TCMB, devlet iç borçlanma senetlerinin birincil piyasada ihracına aracılık etmekte, vadesi gelen senetlerin geri ödemelerini gerçekleştirmektedir. Ayrıca TCMB, Hükümetin haznedarı sıfatı ile gerek yurt içinde gerekse yurt dışında Devletin tüm tahsilat ve ödemelerini, her türlü para nakil ve havale işlerini ücretsiz olarak yürütmekle görevlidir. Bunun yanı sıra Hükümetin mali ve ekonomik müşavirliğini yapma görevi çerçevesinde TCMB, iç borç yönetimi başta olmak üzere, mali ve ekonomik konularda Hazine’ye danışmanlık yapmaktadır.
TCMB, faiz oranlarını belirlerken neleri dikkate alır?
Merkez Bankası’nın temel görevi, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 25 Nisan 2001 tarih ve 4651 sayılı Kanun ile değişik 4. Maddesinde ;
“ Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisi belirler.
Banka, fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler.....”
olarak ifade edilmiş, maddenin devamında Bankanın temel görev ve yetkileri detaylandırılmıştır.
Buna göre; Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarının sağlanması olarak belirlenmiş, bu temel amaca ulaşmak için kullanılacak araçların seçimi ve uygulama şartları Merkez Bankasına bırakılmıştır. Böylece Merkez Bankası araç bağımsızlığına kavuşmuştur.
Para politikası, para arzı, kısa vadeli faiz oranları veya kurlar gibi enflasyon üzerinde belirleyici olan değişkenlerin kontrolüne dayanır. Ancak, sermaye hareketlerinin serbest olduğu ortamlarda, merkez bankaları bu değişkenlerden sadece birini kontrol edebilir. Türkiye’de Merkez Bankası, Şubat 2001 krizi sonrası dalgalı kur rejimine geçişle birlikte kısa vadeli faiz oranlarını fiyat istikrarı, diğer bir deyişle enflasyonun düşürülmesi temel amacı çerçevesinde etkin bir para politikası aracı olarak kullanmaktadır.
Merkez Bankası, faiz oranlarına ilişkin kararlarını tamamen enflasyonun ileride alacağı seyre ve bu seyrin hedeflenen enflasyon ile uygunluğuna bakarak almakta ve hesap verebilirlik ile şeffaflık ilkeleri gereği olarak, bu kararının nedenlerini kamuoyuna açıklamaktadır.
Enflasyonu belirleyen temel faktörleri; (i)kurlar, (ii)üretim açığı, (iii)bekleyişler (iv)uluslararası piyasalardaki petrol ve diğer mineral fiyatları ile (v)kamu fiyatları olarak sıralamak mümkündür. Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın faiz oranlarına ilişkin kararlarında temelde bu faktörlerin mevcut seyri ile gelecek dönemde alabileceği seyir ve bu seyrin enflasyon üzerindeki etkileri dikkate alınmaktadır. Bu çerçevede, Merkez Bankası,
toplam arz ve talep,
ücretler, istihdam ve işgücü birim maliyetleri,
kamu fiyatları,
maliye politikası göstergeleri,
parasal göstergeler ve kredi büyüklükleri,
döviz kuru ve ödemeler dengesi gelişmeleri,
uluslararası mal ve finans piyasalarındaki gelişmeler,
enflasyon bekleyişlerinin seyri
gibi enflasyon üzerinde belirleyici olan değişkenlerin mevcut ve gelecek dönemdeki olası hareketlerini bir bütün olarak dikkate almakta ve çok dikkatli bir şekilde değerlendirmektedir.
TCMB'nin kamu kurumlarına artık kredi vermemesinin nedeni nedir?
Modern merkez bankacılığı anlayışında merkez bankalarının temel görevi kamu açıklarını finanse etmek değil, fiyat istikrarını sağlamaktır. Özellikle 1980’lerden sonra gittikçe artan bir oranda bu yönde eğilim ortaya çıkmış, |
|
tüm dünyada merkez bankaları kanunları değiştirilerek, merkez bankalarının kamuya kredi vermeleri sınırlandırılmıştır. Buradaki temel amaç, merkez bankası kaynaklarının kamu açıklarının finanse edilmesi yolunda kullanılmasının önüne geçilerek, fiyat istikrarı temel amacı üzerinde yoğunlaşmasına imkan tanımaktır. Zira, kamu açıklarını finanse eden bir merkez bankasının fiyat istikrarını sağlaması çok güçtür. Avrupa Birliği’nin ekonomik kriterleri olan Maastricht kriterlerine de uygun olan bu ilke, karşılıksız para basımını önleme açısından da son derece önemli bir bağımsızlık ilkesidir. Bu çerçevede, 25 Nisan 2001 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nda yapılan değişiklikle Bankamızın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak olarak netleşmiş, Hazine’ye ve kamu kurum ve kuruluşlarına avans vermesi, kredi açması ve bu kuruluşların ihraç ettiği borçlanma araçlarını birincil piyasadan satın alması yasaklanmıştır. Böylece, Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığı da kuvvetlendirilmiştir.
TCMB uygulayacağı döviz kuru politikalarını neye göre belirliyor ve bu yetkisini nasıl kullanıyor?
1211 sayılı Merkez Bankası Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca, uygulanacak kur rejimini Hükümet ile birlikte belirlemek Merkez Bankası’nın temel görevleri arasında olup, döviz kuru politikası uygulaması ise Merkez Bankası’na aittir.
Merkez Bankası uyguladığı kur politikasını para politikası hedeflerine uygun olarak seçmekte ve uygulanan para politikalarının değişmesi durumunda kur politikasında da değişikliğe gidebilmektedir. Merkez Bankası 2001 yılı Şubat ayından bu yana, fiyat istikrarı temel amacı çerçevesinde, temel para politikası aracı olan kısa vadeli faizlerin enflasyon hedefine ulaşmak üzere kullanıldığı bir para politikası yürütmekte ve açık enflasyon hedeflemesine geçilene kadar örtük enflasyon hedeflemesi stratejisi sürdürmektedir. Merkez Bankası, uyguladığı dalgalı kur rejimine uygun olarak kurların düzeyini ya da yönünü belirleme amaçlı döviz alım ya da satım işlemleri yapmamakta, sadece kurdaki aşırı dalgalanmaları önlemek amacıyla müdahale etmektedir.
TCMB'nin Hazine ihalelerindeki rolü nedir?
TCMB, Hükümetin mali ajanı sıfatı ile Hazine adına devlet iç borçlanma senetleri ihalelerini fiilen gerçekleştirmekle yükümlüdür. İhale yolu ile ihraç edilecek senetlerin özellikleri ve ihraç koşulları Hazine tarafından belirlenerek kamuoyuna duyurulmakta, ihale günü katılımcılar ihale tekliflerini Elektronik Fon Transferi (EFT) yolu ile, EFT üyesi olmayan kuruluşlar faks yolu ile TCMB’ye iletmektedirler. Ayrıca bireysel yatırımcılar, TCMB şubeleri aracılığı ile ihalelere doğrudan teklif verebilmektedirler. Tekliflerin toplanmasını takiben TCMB teklif listelerini Hazine’ye ileterek ihalede satılacak senet tutarına ilişkin Hazine’ye görüş bildirmekte, Hazine nihai satış tutarını belirlemektedir. İhale sonuçları TCMB tarafından kamuoyuna duyurulmaktadır.
Devlet tahvili ve bono piyasalarının işleyişi nasıldır?
Devlet tahvili, T.C. Hazine Müşteşarlığı tarafından 1 yıldan uzun vadeli olarak ihraç edilen Devlet İç Borçlanma Senetleridir (DİBS). Hazine bonosu ise yine Hazine tarafından ihraç edilen vadesi 1 yıla kadar olan DİBS’dir. Ülkemizde borçlanma senetleri piyasası, faiz oranlarının çok yüksek oluşu, vadelerin kısa oluşu ve Hazine’nin yoğun borçlanma ihtiyacı sonucu Hazine borçlanma senetlerinin (diğer bir deyişle Devlet İç Borçlanma Senetlerinin) hakimiyeti altındadır. Özel kesim borçlanma senetleri yok denecek durumdadır.
Borçlanma senetlerinin işlem gördüğü piyasalar, birincil ve ikincil piyasalar olmak üzere ikiye ayrılır. Birincil piyasalar, menkul kıymetlerin ilk defa piyasaya çıkarıldığı ve ihraç eden kuruma gereksinim duyduğu fonu sağlayan piyasalardır. Buna göre, Devlet İç Borçlanma Senetleri, Hazine adına Bankamız tarafından yürütülen ihalelerle ihraç edilir.
İkincil piyasalar ise, menkul kıymetlerin ihraçları sonrası alınıp-satıldığı piyasalardır. Bu piyasalar, tasarruf sahiplerine ellerindeki menkul kıymetleri her an nakde çevirebilmelerine olanak tanımalarından dolayı önem taşımaktadır. Ülkemizde en aktif ve organize DİBS ikincil piyasası İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) bünyesindeki Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım-Satım ve Repo-Ters Repo Pazarlarıdır. Bu piyasalara aracı kurumlar ve bankalar katılabilmekte olup, İMKB’nin kuralları geçerlidir. Bankamızın da üyesi olduğu İMKB’de katılımcılar talep ve tekliflerini gerekli tüm detayları ile İMKB sistemine gönderirler. En iyi talep ve teklif sistemde karşılaştığında belirlenen işletim kuralları çerçevesinde işlemler gerçekleşir.
Ayrıca, Bankamız tarafından açık piyasa işlemleri kapsamında DİBS kullanılarak gerçekleştirilen kesin alım-satım ve repo (geri satım vaadi ile alım)-ters repo (geri alım vaadi ile satım) işlemleri de ikincil piyasa işlemleridir. Bankamız, para politikasının hedefleri çerçevesinde, para arzının ve ekonominin likiditesinin etkin bir şekilde düzenlenmesi amacıyla açık piyasa işlemlerini gerçekleştirir. Açık piyasa işlemleri, günümüz merkez bankacılığının en etkin para politikası aracıdır.
Bankamız bu işlemleri kendi bünyesinde ihale ya da kotasyon yöntemiyle ve/veya İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım-Satım Pazarı ile Repo-Ters Repo Pazarına katılmak suretiyle gerçekleştirebilir.
Piyasalarda belirsizliğin, fiyat ve faiz oranlarında dalgalanmaların olduğu dönemlerde yoğun bir şekilde başvurulan kotasyon yönteminde, işlemlerin gerçekleştirileceği faiz oranı ve/veya fiyat ile alım-satımı yapılacak menkul kıymetlerin vadesi ya da repo-ters repo işlemi vadeleri Bankamızca piyasa koşulları gözönünde bulundurularak belirlenir. İhale yönteminde ise, Bankamız alım-satımı yapılacak kıymet vadelerini veya repo-ters repo işlem vadelerini açıkladıktan sonra, faiz oranları ve fiyatlar bankalar ve aracı kurumlar tarafından serbestçe belirlenmektedir.
Daha önce de belirtildiği gibi, ikincil piyasa işlemlerinde yaygın olarak DİBS kullanılmaktadır. Bu bağlamda, kesin alım işlemleri, piyasada likidite ihtiyacının kalıcı olduğu durumlarda DİBS alımı suretiyle piyasanın fonlanması işlemidir. Likidite ihtiyacının geçici olduğu durumlarda işlem vadesi 91 günü geçmemek üzere repo işlemi tercih edilir. Öte yandan, piyasada kalıcı likidite fazlası durumunda kesin satım, geçici likidite fazlası durumunda da yine işlem vadesi 91 günü geçmemek üzere ters repo işlemi yapılır.
Alım yönlü işlemlerde (kesin alım, repo ilk işlemi ve ters repo dönüş işlemi) kıymet teslim alınmadan bedelin ödenmesi, satım yönlü işlemlerde (kesin satım, ters repo ilk işlemi ve repo dönüş işlemi) ise bedelin alınmadan kıymetin teslim edilmesi söz konusu değildir. Taraflar arasındaki tüm nakit transferleri Elektronik Fon Transferi (EFT) ve tüm menkul kıymet (diğer bir deyişle DİBS) transferleri de Elektronik Menkul Kıymet Transferi (EMKT) sistemleri üzerinden yapılır.
TCMB altın ve döviz rezervlerini nasıl muhafaza etmektedir?
Bankamız döviz rezervlerimizi muhabir bankalar ve merkez bankalarında açmış olduğu cari ve senet saklama hesapları aracılığı ile muhafaza etmektedir. Ayrıca, rezervimizin küçük bir kısmı, Bankamız gereksinimlerini ve yurt içi piyasalarda oluşan yabancı para efektif talebini karşılamak amacı ile Bankamız kasalarında efektif olarak tutulmaktadır.
Altın rezervlerimizin yaklaşık yarısını ülkemiz sınırları içinde muhafaza edilirken, kalan miktarı yurtdışında merkez bankalarında muhafaza edilmektedir. Bu altın rezervi, doğrudan yatırım işlemlerinde kullanmak amacı ile merkez bankaları nezdinde açılmış olan altın saklama hesaplarında tutulmaktadır.
TCMB altın rezervi bulundurmasının nedeni nedir?
Stratejik bir rezerv tutma aracı olması ve her an nakde çevrilebilme özelliği nedeni ile toplam ulusal rezervlerimizin küçük bir kısmının altın olarak tutulması tercih edilmektedir.
TCMB rezerv yönetimini nasıl yapıyor?
Bankamız Kanununda, rezerv yönetimine ilişkin işlem türleri genel hatlarıyla tanımlanmıştır. Buna göre, Merkez Bankası yurt içi ve yurt dışı piyasalarda vadeli ya da vadesiz altın, döviz, menkul kıymet, türev ürün alım satımı, borçlanma ve borç verme işlemlerini de içeren tüm bankacılık faaliyetlerinde bulunabilmektedir.
Banka Meclisi’nin, Kanun’dan aldığı yetkiye dayanarak döviz rezerv yönetimine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla onayladığı Döviz Rerzerv yönetmeliği, rezerv yönetimine ilişkin yapılabilecek işlemleri ve kullanılabilecek yatırım araçlarını tanımlamakta, yatırım amaçlı işlemlere ilişkin esasları ve kısıtları belirlemektedir.
Yönetmelik, yatırım amaçlı işlemlere ilişkin esasları belirlemiş, yatırım yapılabilecek döviz cinsleri, ülkeler, işlem yapılabilecek kuruluşlar ve yatırım araçlarına ilişkin kredi notu, menkul kıymet türü ve vade sınırı gibi kısıtlar getirmiştir.
Rezerv yönetim uygulaması ve yatırımların plasmanı uluslararası piyasalarda karşılaşılan kredi, piyasa ve likidite risklerini en aza indirgeyecek şekilde tasarlanan yatırım stratejileri ve model portföyler esas alınarak, belirlenen limitler çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.
Yönetmelik çerçevesinde belirlenen, kurumsal amaç ve kısıtlar dikkate alınarak oluşturulan o yıla ait yatırım stratejisi ve risk yönetim politikasını yansıtan stratejik model portföy ile stratejik varlık tahsisi yapılmaktadır. Böylelikle, rezervlerin hangi ülkelerde, hangi para birimlerinde ve hangi yatırım araçlarında değerlendirileceğine karar verilmesi ile rezerv yönetiminden sağlanacak getiri ve maruz kalınacak riskler de büyük ölçüde belirlenmiş olmaktadır. Bu nedenle, bu aşamada verilen kararların, Kanun’un 53. Maddesinde sayılan sırasıyla güvenli yatırım, likidite ve getiri öncelikleri ve Yönetmelik ile belirlenen yatırım kriterlerinin öngördüğü Merkez Bankası risk toleransı ile uyumlu olması gerekmektedir. Başka bir deyişle, stratejik varlık tahsisinde, sermayenin korunması ve gerekli likiditenin temini kısıtları altında getiri elde edilmesi hedeflenmekte, ülkenin ulusal varlığı olan rezervlerin basiretli yönetimine büyük önem verilmektedir. Merkez bankaları yatırımlarında sermaye kaybını göze alamazlar. Bu nedenle, getiri artışı hedefi ikinci planda kalmaktadır.
Belirlenen stratejik model portföy kapsamında, döviz rezervi farklı amaçlara yönelik olarak operasyonel, likit ve yatırım alt portföylerine ayrılarak yönetilmektedir. Döviz rezervlerini oluşturan ana para birimlerinde rezerv varlıkları, her biri farklı vadelerde likidite sağlayacak şekilde dilimlere ayrılmaktadır. Operasyonel portföyler günlük likidite ihtiyaçlarını karşılarken, likit portföyler kısa vadeli likidite ihtiyaçlarına karşılık tutulmaktadır. Göreli olarak küçük miktarda olan yatırım portföyleri ise genel risk limitleri içinde kalmak kaydıyla getiri amaçlı yönetilmekte, bu şekilde likidite maliyetinin belirli ölçüde azaltılması amaçlanmaktadır.
** Bu konuya ilişkin detaylı bilgiye www.tcmb.gov.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
|
| |
|